27 Mayıs 2026 tarihinde, ABD askerî güçlerinin Nicolas Maduro’yu yakalaması sonrasında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun o sıralar Venezuela Başkan Yardımcısı olan Delcy Rodriguez ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Görüşmeye dair bilgi sahibi kaynakların aktardığına göre, bu telefon görüşmesine yalnızca Rubio ve Rodriguez değil, Rodriguez’in kardeşi ve Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez ile birlikte Mauricio Claver-Carone da katıldı. Washington Post’ta yer alan habere göre, bu görüşme, Maduro sonrası Venezuela’nın siyasi geleceği için önemli bir adım oldu.
Mauricio Claver-Carone, Rubio ve Claver-Carone’un, Delcy Rodriguez’e geçici devlet başkanı olarak Washington tarafından tanınacağına dair bir mesaj ilettiklerini belirtiyor. Caracas yönetiminden ise ABD’nin Venezuela için belirlediği siyasi ve ekonomik geçiş planına uyum göstermesi istendi. Aynı habere göre, Washington’un taleplerine itiraz edilmesi durumunda Maduro operasyonuna benzer yeni askeri müdahalelerin olasılığı da açıkça ifade edildi.
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın ‘yeniden inşası’ için Washington’un aktif bir rol üstleneceğini açıkladı ve Rubio’nun Rodriguez ile yaptığı görüşmeyi değerlendirerek Venezuela yönetiminin işbirliğine hazır olduğunu belirtti.
51 yaşındaki Mauricio Claver-Carone’un resmi bir görevi olmamasına rağmen, Trump yönetimi döneminde Venezuela politikası üzerinde büyük bir etki yarattığı kaydediliyor. Washington Post’a konuşan mevcut ve eski yetkililer, Claver-Carone’un Washington ile Caracas arasındaki iletişimde aracı rolü üstlendiğini ifade etti. Kendisi yalnızca diplomatik temaslarla değil, Venezuela’nın ekonomik yeniden yapılanma sürecinde de belirleyici bir konumda bulunuyor. Sıklıkla Florida’daki evinden yürüttüğü diplomasi ile, özellikle petrol sektörü yatırımları ve Venezuela’nın 170 milyar dolarlık dış borcu konularında etkili olduğu belirtiliyor.
Claver-Carone, Washington Post’a verdiği kapsamlı röportajda kendisini ‘bağlantı kurucu’ olarak tanımlayarak, Caracas ve Washington’daki siyasi aktörleri iyi tanımasının iki taraf için de avantaj sağladığını savundu. Kendi rolünü, Trump’ın damadı Jared Kushner’ın Orta Doğu’daki etkisine benzeten Claver-Carone, bu konuda esprili bir şekilde “İnsanlar bana sürekli ‘Latin Amerika’nın Jared’ı mısın?’ diye soruyor. Ben de ‘Hayır, Jared Orta Doğu’nun Mauricio’su’ diyorum” dedi.
Ancak Claver-Carone’un bu gayriresmî etkisi, hem Washington’da hem de Latin Amerika’da pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor. Analistlere göre, resmi bir pozisyona sahip olmayan birinin stratejik öneme sahip bir ülkede bu denli etkili olması, şeffaflık ve çıkar çatışması konularında tartışmalara yol açmakta.
Mauricio Claver-Carone, Miami doğumlu ve Kübalı göçmen bir ailenin çocuğu. Latin Amerika’daki sol hükümetlere karşı sert tutumuyla tanınan Claver-Carone, Trump yönetiminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Batı Yarımküre Direktörü olarak görev yapmış ve o dönemde Venezuela’ya yönelik ‘maksimum baskı’ stratejisinin mimarlarından biri olarak öne çıkmıştır.